Çeviri ve Derlemelere Geri Dön

Issızlığın Lideri

               Eskidendi Çok Eskiden....
                Doğa şartlarının en çetin ve yaşamın son derece sınırlı olduğu yerler, yeryüzünün uç ısı değerlerine sahip bölgeleridir. Buralar hem verimsiz hem de terk edilmişlik seviyesinde ıssızdır. Yine de böyle bir coğrafyada yaşayacak, kendine hayat kurabilecek canlılar bulunabilmektedir. Afrika’nın kavurucu çöllerinden, Sibiryanın nefes kesen soğuklarına kadar dünya üzerinde hemen hemen her bölgede canlılar yaşamaktadırlar. Fakat iki canlı türü vardır ki, neredeyse hiçbir iklim ve coğrafya şartına diz çökmeden yeryüzünün her noktasında var olmak için mücadele ederler, İnsan ve Kurt.

                Bu iki canlı türü kendilerinde var olan adaptasyon yetenekleri sayesinde hemen hemen dünyanın her yerine yayılabilme imkanına sahip olmuşlardır. Birisi eşsiz zekasıyla diğeri karşı konulamaz direnç ve fiziksel yapısıyla.
                Ancak, her nedense bu iki canlı paylaştıkları coğrafyalarda, insanoğlu yerleşik düzene geçene kadar dostane ilişkiler kuramamıştır. Bunun birçok sebebi olabilir, bu sebeplerden en öne çıkanı ise, her iki türün de avcı ve toplayıcı bir yaşam tarzına sahip olmasıyla birlikte benzer besin kaynaklarından faydalanıyor olmalarıdır. 
                Kurt ile insan arasındaki ilk ilişkiler insanların bu canlıların son derece yetenekli avcılar olmasını keşfetmesiyle başlamış olabilir. İnsanların, ava çıkmış bir kurt sürüsünü takip ederek, onların avladıkları protein kaynaklarını zekalarını kullanarak zahmetsizce ele geçirme manevraları belki de aralarındaki ilk ilişkilerden birisiydi. Bu düzen büyük ihtimalle binlerce yıl devam etmiş olmalıydı. Ne zaman ki insan toprağı işlemeyi, kendisi için ondan bir şeyler üretebilmeyi öğrenmeye başladı, üretim yaptığı toprakları da sahiplenerek üzerinde yaşamaya başladı. İşte bu gelişme insanla kurdun ilişkisinde yeni bir dönemin başlamasına yol açacaktı.
                Yerleşik düzene geçen insanoğlu, doğal olarak hızlı bir nüfus artışıyla beraber onun getirdiği bir sonuç olan yüklü miktarda atık üretiyordu, özellikle insan dışkısında bulunan bazı sindirilememiş besinler, her ne kadar canlı protein kadar besleyici olmasa da birçok canlıya ve özellikle kurtlara iklim şartlarının av yapmayı zorlaştırdığı dönemlerde yaşam kaynağı oluşturuyordu. Belki günümüzde köpeklerin insan dışkısına olan dayanılmaz ilgisi geçmişte kazanılmış bu beslenme alışkanlığından kaynaklanıyor olabilir.
                İnsanın yerleşik düzene geçmesi kurtlar ve diğer etobur canlılar için hatta birçok kanatlı hayvan için yeni bir beslenme kapısı açarken, çevresinde buna dayalı bir yaşam tarzı da oluşturmuştur.
                Görünüşte kolay bir beslenme tarzı gibi görünen bu durum aslında kurtlar için üstesinden gelmesi son derece zor bir davranış biçimini değiştirmeye zorluyordu.  Doğada özellikle etoburlar iki davranış biçimiyle hayatta kalırlar, av ve ürkeklik güdüleri. Genetiklerindeki bu yapılar her zaman beraber çalışarak beslenme ve buna karşı alınan hayati risklerin dengesini kurarlar.
                İşin kurt açısından zor olan bölümü, belki de on binlerce yıl kendi avını kaptırmamak için özellikle uzak durmaya çalıştığı insanoğluna istemediği kadar yakın olmaya zorlanıyor olmasıydı.  Birçok kurt ve benzeri etobur genetiklerinde var olan kuvvetli ürkeklik motor şablonunun onları bu durumdan uzak tutması nedeniyle insan kümelerine yaklaşarak beslenme davranışı içine girmediler, giremediler. Bazıları ise, nispeten daha zayıf olan ürkeklik motor şablonları sayesinde insan atıklarının bulunduğu ve insanlara oldukça yakın yerlerde beslenme faaliyetlerine devam ettiler. Bu durum daha önce "Balyaev'in esaret altındaki tilkileri" isimli derlememde detaylı olarak anlatmaya çalıştığım fiziksel ve davranışsal değişikliklerin başlamasına neden oldu.
                Zaman içerisinde binlerce yıllara dayanan bu beslenme şekli, insanlara daha yakın yerlerde çoğunlukla  atıklarla yaşayan kurt ve benzeri vahşi canlıların av yeteneklerini geri plana atarak zayıflatmalarına, beraberinde geliştirdikleri ehil davranış biçimleriyle insan topluluklarına daha fazla bağımlı hale geldiler.
                Birçok vahşi hayvanı evcilleştirerek kendi amaçları için kullanma konusunda son derece becerikli olan insanoğlu, kısa süre içerisinde bazı kurtlarda oluşan bu değişimi kendi lehlerine değerlendirmekte gecikmedi. Evcilleştirmeye çalıştığı birçok canlının tersine bu vahşi etoburlar kendilerinden uzaklaşmak yerine olabildiğince yakın çevresinde ve ona bağımlı olarak yaşıyorlardı. Bir başka değişle aslında kurttan başka bir canlıya dönüşmüş ve sadece insan yerleşimleri yakınlarında var olan bu canlı türü insana evcilleşme talebiyle geliyordu.
                Köpeğin ortaya çıkış senaryosu için en mantıklı yaklaşımın az yada çok bu şekilde olduğu, günümüzde köpeklerle ilgili sayısız çalışmaları olan Biyolog Raymond Coppinger'in kitaplarında da vurgulanmaktadır (A New Understanding of Canine Origin, Behaviour and Evolution).
                İnsanoğlu çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla evcilleştirdiği diğer canlılardan farklı olarak kurt ve benzeri soylardan türemiş olan köpekle çok daha yakın ve çeşitlilik taşıyan renkli bir ilişkiye girmiştir. Köpekler, insanlar tarafından besin kaynağı olmaktan, hayat kurtarmaya hatta süs hayvanı olmaya kadar sayısız konuda kullanılmaktadır. Yakın geçmişte özellikle kırsal yaşam bölgelerinde insan hayatında neredeyse köpeğin bulunmadığı, kullanılmadığı bir alan yok gibiydi. Günümüz modern şehir yaşamında da durum aslında fazlaca farklı değil, belki işlevleri değişmiş olsa da, köpek hala insan yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Bugün hala avcılıkta, sürülerin korunmasında, güdülmesinde, arama kurtarma işlerinde, uyuşturucuyla mücadelede, nakliye ve taşıma işlerinde, birçok sporda, psikiyatrik rehabilitasyonlarda, hastalık teşhislerinde, havalimanlarında köpeklerden yararlanılmaktadır ve insan geliştikçe yarattığı yeni alanlarda bu son derece yetenekli ve becerikli canlıyı kullanmaya devam edecektir.
                Bu yazımda köpeklerin insanlarla olan en eski ilişkilerinden birisine değinmek ve destansı hikayesini paylaşmak istiyorum. Çoğumuz bugün bahsedeceğim köpeklerden haberdardır, amacım, bu iyi bildiğimiz köpeklerin hikayesinin derinliğindeki, güç, sadakat, direnç ve motivasyonu, beraberindeki duygusallıkla birlikte gözler önüne sermektir.
                Sevilmeyebilirler, ama hayatları pahasına üstlendikleri görevi yerine getirme çabalarındaki azim ve sadakat, az da olsa saygı gösterilmeyi ve onurlandırılmayı hak etmiyor mu?

Bir Coğrafya ve Yazgısı

Nome, Alaska’nın kuzey batısında Seward bölgesi olarak bilinen Asyaya uzanan yarımada şeklindeki uzantının tam ortasında bir kıyı kasabasıdır. 1900'lü yılların başında ünlü Altına Hücum günlerinde, altın arayıcısı maceraperestlerin akınıyla bir zamanlar nüfusu 20.000 leri geçen kasaba, 1925 yılına gelindiğinde merkezinde 455 Alaskalı yerli ve 975 avrupa kökenli göçmen yerleşimciyle toplam 1400 kadar bir nüfusa sahipti. Çevre yerleşimlerle beraber bölgede yaklaşık 7-8 bin kişinin yaşadığı düşünülüyordu. Kuzey kutup çizgisine 2 derece uzaklıkta bulunan bölge, tamamen kutup iklimi etkisinde ve zorlu coğrafya koşullarına sahiptir. Kutup dairesinin yaz dönemi sayılabilecek Temmuz ve Kasım ayları arasında, Kasabanın ve civarındaki diğer küçük yerleşimlerin ihtiyaçları büyük çoğunlukla deniz yolundan, buharlı gemilerle karşılanırdı. Bunun dışında ücra bölgelere ulaşım sağlayan posta idaresine ait özel donanımlı 3-4 kişilik küçük uçaklar da mevcuttu. Ancak Kasım ayının girmesiyle birlikte bölge tamamen yalnızlığa terk edilirdi. Kış koşullarında zaten sayısı 2-3 adet ile kısıtlı olan uçakların sefer yapması mümkün değildir, Bering denizine bağlanan koy tamamen donduğu için deniz ulaşımı da ortadan kalkardı. Kış şartlarının şiddetlenmesi öncesi ise, son olarak Seward limanından, İditarod bağlantısıyla Nome'a ulaştırılan 1585 km mesafeye sahip ulusal askeri posta hattı üzerinden kızaklı köpeklerle yapılan dağıtımlardır. Bu son posta dağıtımı da Başladığı yerden tamamlanana kadar 25 gün sürmektedir. Kış bastırdığında ise, fırtınaların etkisinden korunabildiği ve yıkılmadığı sürece tek iletişim telgraf hatlarıydı.

Nome ve çevresine hizmet veren 24 yataklı tek bir hastane bulunmaktaydı, hastanede görev yapan doktor Curtis Welsch'e, belediyenin sağladığı 4 hemşire yardımcı olmaktaydı.
                Aralık ayının son günlerine doğru limanı terk eden son gemi ile birlikte Nome kasabası derin kış dönemine girmişti. Körfezde parça parça buzlar oluşmaya başlamış, neredeyse tüm gün süren kutup geceleri de ısının -20 lerin üzerine çıkmasına müsaade etmemekteydi.
                Nome kasabasının yakınlarındaki Holy Cross köyünde yerli bir aileden çocuklarının rahatsızlığı ile ilgili şikayet geldiğinde çocuğu muayene eden Dr.Welsch soğuk algınlığı tanısını koymuştu. Ancak çocuk ertesi sabah öldü.  Aslında 1924 yılının Aralık ayında bölgede normalin çok üzerinde soğuk algınlığı vakası görülmeye başlanmıştı. 28 Aralık günü ikinci bir çocuk ölümü daha gerçekleşti. Çocuğun annesi otopsi yapılmasını kabul etmedi, yerli halk arasında otopsi uygulaması, fazlaca kabul gören bir durum değildi.
                Arkasından Ocak ayı başlarında 2 yerli çocuk daha hayatını kaybetti. Tarihler 20 Ocak 1925'i gösterdiğinde ilk difteri tanısı 3 yaşındaki Bill Barnett isimli çocukta konuldu.
                "Difteri, halk arasında kuşpalazı olarak da bilinen, "Corynebacterium Diphteriae" isimli mikroorganizmanın boğaz, burun, göz ve derideki yaralarda yerleşmesiyle ortaya çıkan çok bulaşıcı bir hastalıktır.
 Bebeklerin 2-4 ve 6. aylarında tatbik edilen DBT karma aşısı içinde yer alan ve difteri mikrobunun toksininin zayıflatılmasıyla yapılan difteri aşısının yaygın olarak kullanılması sebebiyle, günümüzde aşılanmayanlarda tek tük ortaya çıkan bir hastalıktır. Ama o yıllarda henüz düzenli aşılama olmadığından difteri salgınları görülmekte idi. Difteri basili,  34-95 derecede ürerken toksinini (zehirini) salgılar. Toksin, insan ve bütün hayvanlar için oldukça tehlikelidir. Dokularda harabiyet ve sinirlerde felç yapar. Difteri hastalığının tek ve özel bir tedavisi vardır. Özel tedavi antitoksik serumla yapılır. Bu serum kandaki difteri zehrini, etkisiz hale getirir."
                Bill Barnett isimli çocuğun, boğaz ve burun iç dokularında lezyona bağlı morarmalar oluşmuştu. Dr.Welsh, hastalığın ileri bir safhasında olan çocuğa elindeki kullanım süresi dolmuş difteri antitoksin serumundan vermek istemedi, serum etki etmediği taktirde, bünyeyi daha da zayıf düşürerek ölümü çabuklaştırabilirdi. Çocuk ertesi gün öldü.
                21 Ocak günü 7 yaşlarında bir çocuk ileri safhada difteri tanısıyla müşahede altına alındı, Welsch bu sefer elindeki 6.000 ünite antitoksini kullandı. Çocuk gün içerisinde henüz akşam olmadan hayatını kaybetti.
                Dr.Welsh elinde bulunan 1918 yılına ait 80.000 ünite difteri antitoksin serumunun  yenilenmesi için Alaska'nın merkezi yönetim şehri olan Juneau’daki sağlık komisyonundan 1924 yılı başında talepte bulunmuştu, ancak teslimat, limanın hava koşulları nedeniyle kapanmasından önce gerçekleştirilememişti. Kış koşullarının en sert olduğu döneme girildiğinden, herhangi bir şekilde bu serumların ulaştırılabilme imkanı da yoktu. Eğer tek iletişim hattı olan telgraf telleri de koparsa, Nome kasabası bir çöl kadar sessizleşip Temmuz ayı gelene kadar burada olanlardan tek bir kişinin bile haberi olmayacaktı.
                Dr.Welsh durumun vahametinin farkındaydı, 1918-1919 yıllarında meydana gelen bir önceki salgında İspanyol Gribi, bölgede yaşayan ve bu virüse karşı hiçbir direnci olmayan yerli Alaska halkının % 8 ini yok ederken, Nome kasabasında nüfusun yarısının hayatına mal olmuştu. Difteri son derece bulaşıcı ve müdahale edilmediği takdirde kısa sürede ölüme götüren ve nüfusun büyük bir bölümünü etkisi altına alacak bir hastalıktı. İşin en acı yanı ise çocukların bu bakteriyi çok çabuk almaları ve hiçbir savunmalarının olmayışıydı. Artık kesin olan bir şey vardı ki, Nome kasabası şiddetli bir difteri salgını tehdidi altındaydı.
                21 Ocak günü 7 yaşındaki Bessie Stanley'in ölümünün hemen ardından Dr.Welsh belediye başkanı George Maynard'a ulaşarak acil şehir konseyi toplantısı talebinde bulundu.
                Welsh, kasaba ve çevresinin son derece ölümcül bir difteri salgını altında olduğunu ve mücadele için acil olarak 1.000.000 (1 milyon) ünite difteri antitoksin serumu sağlanması gerektiğini açıkladı. Kasabada derhal karantina uygulamasına başlandı.
                22 Ocak sabahı Dr.Welsh tüm Alaska'yı, sağlık birimlerini, valiyi ve Washington'u alarma geçirecek bir telgraf mesajı gönderdi:
                ""Kaçınılmaz bir difteri salgını tehdidi altındayız STOP 1 milyon ünite difteri antitoksin serumuna acil ihtiyacım var STOP posta hattı tek ulaşım imkanı STOP Bölge sağlık komisyonundan antitoksin talep etmiştik STOP bölgede 3000 beyaz yerli var STOP""
                Çelik Kanatlara karşı Cesur Patiler
                Dr.Welsh'in telgraf mesajı bölge sağlık komisyonu ve valiliği harekete geçirmeye yetmişti. Sağlık komisyonu durumun ciddiyetinin farkındaydı ve derhal serum tedarik etmek için çalışmalara başladı, valilik ise temin edilebilecek serumun bölgeye en hızlı şekilde ulaştırılması üzerine çalışmalara girişmişti. 24 Ocak tarihinde vali, bölgenin en üst düzey yetkilileriyle bir toplantı düzenlemişti, kışın en çetin şartlarının hüküm sürdüğü bu döneminde, posta idaresinden Nome kasabasına uçak seferi talep etmenin bir çılgınlık olduğu, zaten kış uçuşlarının 1 senedir deneme amaçlı olarak hava şartlarının uygun olduğu günlerde yapıldığı, ancak rasyonel bir başarıya ulaşamadığı deneyimli pilotlar tarafından anlatılmaya çalışıldı.
                İlk olarak Şubat 1924 yılında posta idaresi tarafından denenmeye başlayan Alaska kış uçuşları, yapılan 8 deneme uçuşu sonucu taşıdığı riskler nedeniyle askıya alınmıştı. Zaten denemelerde ulaşılan en uzun mesafe 420 km ile sınırlıydı, bunun yanı sıra söz konusu uçuşların, özellikle ısı seviyesinin -20 derecenin altına düşmediği nispeten daha sıcak günlerde yapılmış olduğu halde, düşük ısı, uçakların donma tehlikesi geçirerek, acil iniş yapmalarına sebep olmuştu.
                Özel şahıslara ait 2 adet küçük uçak ise, kış bakımları nedeniyle tamamen sökülmüş durumda hangarlarında bekletiliyorlardı. Durum böyle olmasa da bu özel uçakların açık kokpitleri ve su soğutmalı motorları nedeniyle, kış döneminde kullanılabilmeleri mümkün değildi.
                Deniz yoluyla ulaşım ise, hem ihtiyaç duyulan sürenin uzunluğu, hem de donmuş Norton Sound koyu nedeniyle söz konusu bile değildi.
                Toplantıda Mark Summers tarafından öne sürülen 2 yönlü röleyle köpekli kızaklarla taşıma fikri vali Scott Bone tarafından makul bulundu. Toplantı, difteri antitoxin serumunun köpekli kızaklarla nakliyesine oybirliği ile karar vererek tamamlandı.
                Scott Bone derhal işbölümü yaparak belirli personelini yetkilendirdi, halk sağlık ofisi serumu tedarik eder etmez, ulusal posta idaresi müfettişi Edward Wetzler en iyi kızakçılarla organize edeceği taşıma zincirinin kesintiye uğramadan çalışmasını sağlayacaktı. İlk önce ortaya atılan 2 yönlü taşıma yerine tek yöne doğru çoklu aktarma noktaları belirleyerek taşımanın daha süratli ve güvenli olacağına karar verildi.
                Wetzler uzun yıllardır Alaska da posta müfettişi olarak çalıştığından, bölgenin coğrafi ve iklim şartlarını son derece iyi biliyordu. Kullanılacak güzergah nispeten güvenli olan İditarod posta hattı değildi, zaten bu güzergah mesafe olarak ta 1600 kilometreye yakındı ve Nome’daki insanlar bu kadar uzun bir süre salgına direnemezlerdi. Her aktarma noktası için en iyi kızakçıları ve köpekleri bulması gerekiyordu.
                Wetzel'in bir sorunu vardı, Nenana kasabasından başlayacak olan kızak rölesi hattı Yukon nehri boyunca Kaltag'a kadar devam ediyor, ancak bundan sonra telgraf iletşiminin dahi olmadığı, hatta 1500 metreye varan yüksekliğe ulaşan, neredeyse insan eli değmemiş zorlu bir bölgeden geçiyordu. Bu bölüm için çok özel kızakçı ve köpeklere ihtiyacı olacaktı.
                Wetzel bu bölgeyi geçmek için en uygun kişinin Norveçli bir göçmen olan Leonhard Seppala ve Sibirya Huskylerinden oluşan kızak takımı olduğunu biliyordu.
                Seppala dünyanın en uzun yarışı olan All-Alaska Sweepstakes'i 3 kez kazanmasıyla son derece iyi bilinen bölgenin en iyi kızakçısıydı. Seppala ile birlikte Togo'nun liderliğini yaptığı köpek ekibi ise Alaska'da en az Seppala kadar meşhurdu. Seppala köpeklerini Sibiryadan getirmişti, çelimsiz görünüşleri nedeniyle ilk geldikleri yıllarda kızakçılar arasında alay konusu olan bu köpeklere "Sibirya Sıçanları" lakabı takılmıştı.

 

 

Sibirya Huskyleri Alaskanın yerli ırkı olan Malamutelara ve İnuitlere göre daha ufak tefek bir yapıya sahipti, Malamutelar çoğunlukla ağır yüklerin uzun mesafelere taşınmasında kullanılıyorlardı, yerli melez ırklardan Chinook ise kısa mesafe kızak yarışlarında kulanılmaktaydı. Sibirya Huskyleri kısa sürede Alaska'da süratleri dayanınıklıkları ve yön bulmaktaki yetenekleri ile aranan kızak köpekleri olmuştu.

 

 

24 Ocak itibariyle Nome kasabasından 2 ölüm haberi daha gelmişti. Beraberinde 20 vaka ve 50 kadar da şüpheli durum söz konusuydu. Salgın belediye başkanı Maynard ve hemşirelerin tüm karantina çabalarına rağmen hızla yayılıyordu.
                Halk sağlık ofisi, miktarı yeterli olmasa da Anchorage Hastanesinden 300.000 ünite serum sağlamıştı. Valinin emriyle paketlenerek çıkacağı uzun yolculuğa hazırlanan serum Nenana kasabasına giden trene teslim edilmişti.
                Serum koşusu başlamıştı ve zaman daralıyordu, Wetzel belirlediği güzergah üzerindeki posta memurlarıyla irtibat kurarak kızakçıların yol üstünde dinlenme ve yiyecek ihtiyaçlarının köpeklerin bakım ve tedavilerinin yapıldığı Yol Evlerinde yerlerini almaları talimatını vermişti. Her kızakçı kendisine ulaştırılan serumu batıya doğru ilerleyerek bir sonraki yol evinde buluşacağı diğer kızakçıya devredecekti, ancak belirlenen güzergah yazın bile yoğun olarak kullanılmadığından, yol evlerinin birbirine olan uzaklıkları günlük alınabilecek mesafelerin çok çok üzerindeydi, hele bu çetin kış şartlarında, yaz döneminde posta dağıtıcılığı yapan birçok kızakçı ve köpekleri için hiç de hazır ve alışık oldukları bir durum değildi.
                "Yol Evleri" (Road House) yılın büyük bölümünü karlar altında geçiren Alaska da yaygın kullanımı olan konaklama yerleridir. Kasabalar arasında posta ve diğer ihtiyaçlar için taşımacılık yapan kızakçılar ile köpeklerinin güzergah üzerinde dinlenmesini ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kasaba ve köylerin yakınlarına yapılmış küçük kulübelerdir. Bu kulübelerde köpeklerin dinleneceği bir alan ve içerisinde kızakçının her ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar kap kacak ve malzeme bulundurulmaktadır. Bazı yol evleri, özellikle yoğun kullanılan güzergahlar üzerindeyse, bir kulübeden daha büyük ve içerisinde orayı işleten bir ailenin yaşadığı dinlenme tesisi şeklinde tasarlanmıştır.
                Serumun Nenana'dan Nome'a ulaşacağı güzergah, Alaskanın ıssız iç kesimlerinde Tanana nehri boyunca (220 km), Yukon nehri ile kesiştiği Tanana kasabasına, oradan Yukon nehri boyunca (370 km) Kaltag kasabasına. Kaltag'dan batıya yönelerek Kuskokwim dağlarını aşarak (140 km) Unalakleet kasabasına, burada başlayan Norton Sound körfezi kıyısından kuzey batıya (355 km), ki bunun 88 km si Norton Sound körfezinde, tüm rüzgarlara açık ve son derece tehlikeli deniz geçişi olmak üzere toplam 1085 km idi.

 

 

                Issızlığın Lideri
                Anchorage'dan hareket eden tren Nenana istasyonuna 27 Ocak günü saat 21.00'de yanaştığında, dışarıda Blackie isimli köpeğin liderliğini yaptığı 9 köpeklik bir kızak ekibiyle "Wild Bill" lakabıyla tanınan Shannon hazır beklemekteydi. 9 kg ağırlığındaki 300.000 ünite serumu kızağa yerleştirip yola koyulduğunda Nenana'da ısı -46 dereceyi gösteriyordu.
                Shannon ve ekibi Tenana nehri boyunca ilerleyerek Minto yakınlarına geldiğinde, bir çıkıntının üzerinden geçen kızak dengesini kaybetti, tecrübesiz ve çok genç köpeklerden oluşan kızak ekibi, tekrar düzlüğe çıkabilmek için bir süre nehrin buzlu sularında yol almak zorunda kaldı. Suya temas ve soğuğun etkisiyle vücudunda hipotermi oluşmaya başlayan Shannon daha fazla ısı kaybetmemek için kızağın yanında koşarak yola devam etti. Minto'ya ulaştığında saat 03.00'ü gösteriyordu, ısı ise -52 dereceye düşmüştü. Köpeklerin bazıları buzlu havayı soluduklarından burunlarından kan gelmeye başlamıştı. Yüzünün bir bölümünde soğuk yanığından siyahlaşmalar başlayan Shannon, 4 saatlik bir mola sonrası, yola devam edemeyecek durumda olan 3 köpeğini orada bırakarak kalan 6'sı ile Tolovana'ya doğru hareket etti.
                Shannon ve ekibi Tolovana'ya 28 Ocak günü 11.00'de ulaştığında son derece kötü bir durumdaydı, kendisi ve ekibini bir süre dinlendirdikten sonra, bıraktığı köpeklerini almak için Minto'ya geri döndüğünde, köpeklerin üçüde hayatını kaybetmişti, Shannon, ev yolunda bir köpeğini daha kaybetti.
                 Edgar Kallands, Shannon'dan teslim aldığı serumla Tolovana'dan hareket ettiğinde ısı -49 dereceydi. Kallands Manley Hot Springs deki yol evine vardığında onu karşılayanlar, ellerini kızağın tutacağından ayırmak için sıcak su dökmek zorunda kalmışlardı.
                28 Ocak gününe kadar Nome'da yeni bir vaka ortaya çıkmamıştı, ancak 29 Ocakta 2 hastaya daha ileri safhada difteri teşhisi konulmuştu. Aynı gün Juneau civarında 125.000 ünite serum daha bulunmuştu. Serumun bulunması nakliye tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. Bu sefer daha büyük bir uçakla Norton Sound körfezinin yakınına bir bölgeye ulaştırılması düşünülmekteydi, ancak gazete ve radyo haberleri, Alaska üzerinden güneye doğru ilerleyen kutup yüksek basınç soğuk hava cephesinin New York'a kadar Kuzey Amerika’nın tümünde kuvvetli fırtınalara ve rekor seviyede düşük ısılara neden olacağını bildirmekteydi. Kısacası hava şartları salgının başladığı günden bu yana daha da kötü bir duruma gelmişti. Ortaya çıkan difteri salgını ve serumun nakliyesi nedeniyle hararetlenen tartışmalar ise ülkedeki gazete ve radyoların ilk haberleri arasında yer almaya başlamıştı.
                30 Ocak günü Nome hastanesinde bir ölüm daha gerçekleşmişti, daha da kötüsü kuzey kutbundan gelen fırtına sistemi etkilerini göstermeye başlamış, rüzgarın hızı 60-70 km hıza ulaşmıştı. İlk plana göre Nulato dan serumu alarak Nome'a dönüş yapacak olan Leonhard Seppala 27 Ocak akşamı henüz fırtına emarelerini göstermeden yola çıkmıştı. Ancak hava şartlarının 2 gün içerisinde ciddi şekilde bozulması, vali Scott Bone'un yeni bir kararla kasabalar arasına fazladan birkaç aktarma takımı daha ekletmesine neden oldu. Şiddetli fırtına, derin kar yığınları arasında zaten süratlenmekte zorlanan köpeklere çok büyük bir engel oluşturabilirdi, daha sık yapılacak aktarmaların amacı ise köpeklerin süratini tamamen kaybedecek duruma düşerek koşuyu yavaşlatmasının önüne geçmek ve yeni dinç takımla koşunun sürdürülmesini sağlamaktı.

 

 

 

                Seppala yapılan bu değişiklikten haberdar değildi, haberdar olma imkanı da yoktu, geçtiği güzergah bölgenin en ıssız ve kimsenin yaşamadığı noktalarıydı, bunun 88 km'si Norton Sound körfezinin donmuş deniziydi.
                Serum, Manley Hot Springs'den çıkıp, Bishop Mountain'de Charlie Evans'a teslim edilene kadar birkaç Alaska yerlisi kızakçı ve köpekleri de aktarmaya katkıda bulunmuşlardı. 30 Ocak saat 03.00'de Evans hareket ettiğinde ısı biraz yükselmişti, Koyukuk nehrinin Yukon nehriyle kesiştiği noktada buzdan bir sis tabakasıyla karşılaşana kadar herşey yolunda gidiyordu. Görüşün sıfıra indiği sisin içerisinde Evans yavaşlamak ve zaman kaybetmek istemiyordu, tek çaresi süratini kesmeden lider köpeklerinin duyularına güvenmekti. Nulato'ya az bir mesafe kala sis, ortaya çıkan kuvvetli rüzgarların etkisiyle dağılmaya başladı. Ancak ısıda hızlı bir şekilde düşüyordu. Charlie Evans 11.00 de Nulato'ya vardığında ısı -52 dereceye düşmüştü. Ekip durduğunda Evans lider köpeklerinin iyi durumda olmadığını farketti. Sis tabakasından geçerken kısa tüylü melez ırk lider köpeklerinin koruyucuları düşmüştü, köpekler donmuş durumdaydılar, yapılabilecek birşey yoktu, çok geç kalınmıştı, zaten Evans farketmiş olsa dahi Nulato'ya kadar koşuya devam etmek zorundaydı. Evans'ın iki lider köpeğine malolmuş olsa da, serum Tommy Patsy'e teslim edilmişti.
                Nulato'dan hemen yola koyulan Patsy, fazla bir sorun yaşamadan 58 km'lik yolu aşarak Kaltag kasabasının girişine kadar ulaştı, serum, 31 Ocak günü saat 05.00 sularında Norton Sound kıyısındaki ilk büyük kasaba olan Unalakleet'e gelene kadar Alaskalı yerli posta kızakçıları tarafından 2 kez daha aktarıldı. Unalakleet'den 05.30 da Shaktoolik'e harekete geçen Myles Gonangnan bir tercih yapmak zorunda kalmıştı, Norton Sound koyunun donmuş suyu üzerinden kestirme bir yol çizmek, yada içeriden, zigzaglı ve kar kümelerinin oluşturduğu engebeleri aşarak hedefe ulaşmak. Fırtınanın hızı saatte 70-80 km ye ulaştığından ısı -57 dereceye kadar düşmüştü, hele kıyıdaki açıklık alanda karşıdan esen rüzgarla birlikte görüş sıfıra iniyor, çevreyi beyaz bir körlük kaplıyordu. Bu şartlarda köpeklerin yapacağı tek bir hata Myles Gonangnan ve kızak ekibinin Norton Sound denizinde kaybolmasına neden olabilirdi. Myles içerden bir güzergah kullanmayı tercih etti. Öğleden sonra 15.00 de Shaktoolik'e ulaşmıştı. Ancak Seppala henüz ortada yoktu.
                 Leonhard Seppala ve köpeği Togo liderliğindeki ekip 4 günde 270 km yol katederek Shaktoorik kasabasına kadar ulaşmıştı. Seppala yapılan değişiklikten haberdar olmadığından önünde halen 160 km kadar bir mesafenin olduğunu düşünüyordu. Kendisinin ve ekibinin enerjisini dönüş için korumak durumundaydı.
                Henry İvanoff, yapılan değişiklikler sonrasında herhangi bir aksiliğe karşı yol evinde bekleyen yedek kızak ekiplerinden birisiydi, Myles'dan serum paketini alan İvanoff, hemen yola koyuldu, yol evinden kasabanın çıkışına kadar ekibinin tempo yakalayarak düzen sağlaması amacıyla çeşitli maveralar yaparak ilerliyordu, tam çıkışta hiç beklenmedik bir şekilde bir  geyik sürüsüyle karşılaştılar, köpeklerden ürken geyikler dar patikada panikleyerek ani hareketler yapınca köpeklere çarpmış ve kızak iplerini kopartmışlardı. Görüş mesafesin son derece düşük olduğu bu hava şartlarında, son derece şanssız bir olaydı başlarına gelen. İvanoff dağılan köpekleri toplamak ve ipleri tamir etmek için kızağı ve ekipmalarını yolun kenarına çekti. Henry İvanoff, köpeklerinde herhangi bir yaralanma  olup olmadığını kontrol ederken, karşıdan kendisine doğru gelen bir köpek sürüsünün koşarken çıkardığı çığlıkları duydu, bir süre sonra ayak sesleri de duyulmaya başladı, İvanoff, karanlıkta gelenlerin kim olduğunu anlayabilmek için seslerin geldiği yöne doğru dikkat kesilmişti.
                İvanoff hiç hız kesmeden yanından geçmekte olan kızak ekibinin Seppala olduğunu anlamıştı, yolun ortasına çıkarak bağırmaya başladı "serum, serum, bende burada"
                Seppala Nome'dan yola çıktığında ısı nisbeten yüksekti (-29 derece) ancak shaktoolik'ten Nome'a doğru dönüşe geçtiğinde hızı saatte 105 km'ye ulaşarak şiddetlenen fırtınayla birlikte ısı Norton Sound üzerinde -65 dereceye kadar düşmüştü. İvanoff'da aldığı salgının hızlı ilerleyiş haberi de onun üzerindeki baskıyı iyice artırıyordu. Köpekleri 4 gündür koşuyorlardı. Hele son etapta fırtınanın şiddetlenmesi ve karanlığın çökmesiyle oldukça fazla enerji tüketmişlerdi.
                Seppala son derece üstün yeteneklere sahip bir kızakçıydı, en bozuk zeminlerde bile kızağını akan bir nehir pürüsüzlüğünde kulanmayı becerebiliyordu. Bu yetenekleri köpeklerinin daha uzun mesafelerde enerjilerini koruyarak etkin koşu yapmalarını sağlıyordu. Lider köpeği Togo ise, tüm Alaska'da sürüye yön verme ve doğru hatları yakalayabilme becerisiyle tanınan ünlü bir köpekti. Togo, Seppala'ya 3 kez peşpeşe Alaska'nın 1500 km'lik en uzun kızak yarışını kazandırmıştı.
                ancak Seppala ve köpeklerinin içinde bulunduğu bu durum bir yarış değildi, yüzlerce çocuğun difteri salgını pençesinde ölüm kalım mücadelesi verdiği ve neredeyse koca bir kasabanın serum sağlanamadığı taktirde yok olma tehdidi altında çaresizliği yaşadığı gerçek bir felaketti. Seppala ve Togo bu yolda, kendilerinde var olan yeteneklerin gerçek yaşamdaki sınavına çıkmışlardı.
                31 Ocak gecesi fırtınanın doruğa ulaşmasıyla Nome belediye başkanı aktarma noktalarına taşıma işinin fırtına dinene kadar bekletilmesini söyleyen bir mesaj gönderdi. 1-2 günlük gecikme serumun yolda kaybedilmesi riskine değer bir durumdu. Ancak, telgraf hatları kesilmeden bir süre önce gönderilen mesaj, sadece Solomon kasabasına kadar ulaşmıştı. Zaten Shaktoorik'e ulaşmış olsa dahi Seppala çoktan dönüş yoluna çıkmıştı.
                Ülkedeki radyo ve gazete haberlerine göre bölgede yaşanan kutup soğukları son 20 yılın en şiddetlisi olarak değerlendiriliyordu, kutuplardan güneye doğru inen yüksek basınç cephesi sadece Alaska'yı değil, kuzey Amerika'nın da birçok bölgesinde yaşamı olumsuz etkilemeye başlamıştı.  Günlerdir devam eden serum koşusu ise hava koşullarının kötüleşmesiyle beraber halkın merakının derinleşmesine neden oluyordu, radyolar sürekli konuya ilişkin yayınlar yapıyor, gelen haberleri an be an dinleyicilerine ulaştırmaya çalışıyorlardı. Herkes nefesini tutmuş yeni gelecek haberleri beklemekteydi. Gazetelerden birisinin manşetindeki yazı ise herşeyi anlatmaya yetiyordu:
                "Nome çöle dönmek üzere... bütün umutlarımız cesur köpekler ve onların kahraman sürücülerinde......."
                Dönüş yolunda Norton Sound kestirmesini kullanmak artık bir gün öncesine göre çok daha fazla risk taşıyordu, saatte 100 km yi aşmış bir fırtına, buz denizinin üzerinde karşılarına çıkacak tehlikelerin algılanmasını neredeyse imkansız bir hale getirecekti. Çalkantıdan dolayı oluşabilecek çatlak ve kırıklar, fok balıklarının açtığı geniş delikler ve dinlenmek için buzun üstüne çıkmış olabilecek foklar, gecenin karanlığı ile birleştiğinde ölümcül tehlikeler haline dönüşüyordu.
                Diğer yanda karadan devam edilecek güzergah, bozuk yüzey ve sayısız tepelerin geçilmesi nedeniyle serumun Nome'a ulaşmasını neredeyse 1-1.5 gün geciktirecekti. Günde 2-3 kişinin hayatını kaybettiği salgında, bu süre, tarif edilemeyecek kadar kıymetliydi.
                Seppala 12 yaşındaki lider köpeği Togo'yu çok iyi tanıyordu, ekibindeki diğer köpeklerle de çok uzun zamandır beraber çalışıyordu, dengeli, güçlü ve hızlı bir takımı vardı, o zaman serumun gecikmesine fırsat vermeyecekti.
                Norton Sound'un buz kaplı zemininde, göz gözü görmeyen, şiddetli kar fırtınası içinde Seppala tamamen Togo'nun duyularına dayanarak, rekor sayılabilecek 13 km/saat'lik bir ortalamayla karşı kıyıdaki İsaacs Point yol evine saat 20.00 de ulaşmayı başardı. Ekip birkaç saat dinlendikten sonra, 1 Şubat günü saat 02.00'de bir sonraki yol evine doğru tekrar hareket etti. Seppala, 1500 mt yüksekliğindeki McKinley dağlarını aşarak bir sonraki yol evinin bulunduğu Golovin kasabasında serumu Charlie Olsen'e teslim ettiğinde saat 15.00'i gösteriyordu.
                Seppala dönüşü 146 km olmak üzere, köpekli kızak ekibiyle bu koşuda 5 gün içerisinde 420 km yol alarak, koşudaki en uzun mesafeyi kateden ve en zorlu şartlarla mücadele eden kızak ekibi olmuştur.
                Charlie Olsen ve ekibi posta görevi yapıyorlardı ancak bu hava koşullarına alışık değillerdi, hazırlıkları da bu ani bastıran şiddetli fırtınaya yetecek seviyede değildi, buna rağmen Olsen, 4 saat süren yolcuğu sonunda ellerinde ve yüzünde buz yanıkları oluşmuş ve perişan bir halde iken serumu Gunnar Kaasen'e ulaştırmayı başarmıştı.

                Kassen, bir süre kar fırtınasının dinmesini beklemeyi tercih etti, ancak zaman geçtikçe fırtına şiddetini artırıyordu, bu durumun patikadaki izlerin tamamen kaybolmasına neden olacağını iyi bilen Kassen, 1 Şubat saat 22.00'de  Lider köpeği Balto'yla birlikte bir sonraki yol evine doğru fırtınanın içine daldı.
                1 Şubat günü Nome'daki salgın büyümeye devam etmiş, vaka sayısı 28'e ulaşmıştı. Bu rakamlar tamamen merkezdeki verilere dayanıyordu, Alaska yerlilerinin ölen çocuklarını bildirmeden gömme alışkanlığı ve semptomları gösteren hastaların bilgilerinin merkeze ulaşamaması, gerçekte var olan salgının boyutlarını da saklamaktaydı.  Yoldaki serum 30 kişiye yetecek miktardaydı, aktarmaların belediye başkanı tarafından fırtına durana kadar askıya aldırılmış olması, gecikmeden kaynaklanacak olası kötüye gidişler nedeniyle Dr.Welsch ve hemşirelerinde tedirginliğe sebep olmuştu. Ancak doğru olanın fırtınanın dinmesini beklemek olduğunu herkes biliyordu. Aksi halde 10-12 gün daha serum olmadan bu salgınla mücadele etmek imkansız hale gelecekti.
                Kassen ve Balto bütün gece yol aldılar, Topkok dağlarının yamaçlarından tepelerine, en derin yarıklarına kadar coğrafyanın akla gelebilecek her zorluğunda yollarına devam ettiler. Kassen, zaman zaman kızağa en yakın köpekleri görmekte bile zorluk çekiyordu. Kassen, Solomon kasabasını geçtiğini farkettiğinde 3 km ilerideydi. Geri dönmeyi düşünmeden yoluna devam etti, kasabayı farkedemeden geçmiş olmasının yarattığı tedirginlik Kassen'de bir anlık dikkatsizliğe neden olmuş ve kızak, köpeklerin sürdüğü hattan çıkarak devrilmişti. Kızağında bulunan silindir şeklinde paketlenmiş serumun yere düşerek kar kümeleri arasında kaybolması, Kassen'i ciddi bir paniğe sevk etmişti. Ekibini kenara çekerek kaybolan serumu çıplak elleriyle aramaya başladı. Gunnar Kassen ve Balto'nun liderliğini yaptığı kızak takımı herşeye rağmen hedefteki son aktarma noktası olan yol evine 12Şubat günü saat 02.00'de planlanandan 2 saat önce ulaşmayı başarmıştı.
                Yol evinde gelecek olan serum paketini bekleyen Ed Rohn, Nome belediye başkanının koşuyu fırtına dinene kadar askıya alma talimatı nedeniyle aktarmanın sabahtan önce gerçekleşmeyeceğini düşünüyordu. Bu nedenle köpekli kızak ekibini serbest bırakmış ve derin bir uykuya dalmıştı. Kassen, Rohn'un ekibini hazırlamasının zaman kaybı olacağını düşünerek, şiddetini gittikçe kaybeden fırtınada, kalan 40 km için tekrar yola devam kararı aldı. Kassen, ellerinde oluşan don yanıkları dikkate alınmazsa, Balto ve liderliğini yaptığı köpek takımı ile birlikte iyi durumdaydı.

 

                2 Şubat günü saat 05.30'da Gunnar Kassen ve Balto'nun liderliğini yaptığı köpekli kızak takımı Nome kasabasının ana caddesinde görünmüştü.
                Belediye başkanı Maynard, Dr.Welsh ve ekibinden oluşan küçük bir grup, Balto liderliğindeki kızak takımını büyük bir şaşkınlık ve coşkuyla karşıladılar.
                Her şeye rağmen, koşunun ara verilmeden devam ettiğini, sürücüler ve köpekleri dışında hiç kimse bilmiyordu......
                1925 yılında 1085 km'lik mesafenin 129 saat (5.5 gün) gibi bir sürede tamamlandığı "Serum Koşusu" 50.ci yılı anısına aynı mevsimde, aynı aktarma noktaları kullanılarak, aynı sayıda kızakçıyla, 1975 yılında tekrar edilmiştir. 1975 yılında yapılan bu koşu 271 saat (11 gün) sürmüştür. Bir daha hiç kimse, 1925 serum koşusunu tekrarlamaya cesaret edememiştir.
                Günümüzde her yıl Mart ayında "İditarod Sled Dog Race" (Last Great Race on Earth) adı altında Anchorage'dan Nome kasabasına uzanan, tarihi İditarod posta hattı güzergahında 1800 km'lik bir yarış düzenlenmektedir.

Çeviri ve Derleme
Sinan Kaleli  Ocak, 2013
"The Man & His Doggies"
1925 Serum Koşusu Anısına / In memoriam of Serum Run 1925




 

 

 

 

 

 

  • GeriDön  AnaSayfa