Çeviri ve Derlemelere Geri Dön

EVCİL KÖPEĞİN ORİJİNİ CANIS FAMILIARIS


Giriş

İnsanla köpek arasındaki ilişki günümüzden 14.000 yıl geriye kadar dayanmaktadır. Bu süreç sırasında köpek, dünya üzerindeki en fazla çeşitliliğe sahip tür haline gelecek şekilde evrimleşmiştir. Bugün, dünyanın her yerine yayılmış, 300-400 değişik ırk mevcuttur. Bu ırklar, her yönleriyle birbirlerinden büyük farklılıklar sergilemektedirler, kürk yapılarından, ağırlıklarına, iskelet yapılarından davranış biçimlerine kadar dramatik farklılıklar göstermektedirler. Bu nedenlerle insanlar, tarihte ve günümüzde köpeklere çeşitli görevler vererek onlardan faydalanmışlardır.

Ancak, 14.000 yıldan daha gerilere gidildiğinde, köpeklere ilişkin bulgulara rastlanmamaktadır. Her ne kadar tarihin bu dönemlerinde dünya üzerinde, köpeğin potansiyel atası olabilecek kurtlar, çakallar ve koyotların yaşadığına dair bulgular olsa da, köpeğin varlığına dair hiçbir iz bulunmamaktadır.

Burada merak uyandıran soruların başında, köpeğin atası olabilecek vahşi hayvanın kimliği, ilk ortaya çıktığı yer ve en içlerinde en ilgi çekeni ise, nasıl evcilleşip, insanla bu derece derin ve sosyal bir ilişki içerisine girebildiğidir.

Bu yazı, köpeğin evrimindeki bazı önemli noktalara odaklanarak, günümüze kadar yapılmış bilimsel çalışmalar ışığında merak edilen sorulara verilen cevapları kapsamaktadır.

Köpeğin Atası

Evcil köpek, içlerinde kurt, çakal, koyot, tilki, çalı köpeği, vahşi afrika köpeği ve rakun’un da olduğu 36 etobur türünü kapsayan Canidae ailesinin bir üyesidir. Bu aile içerisinde köpek, aynı kromozom sayısına sahip ve birbirleriyle eşleşerek, üreyebilir yavrular verebilen kurt, çakal ve koyotlara en yakın türdür. Bu durum sözü geçen türlerin tümünü köpeğin potansiyel atası olma durumuna getirdiği gibi, köpeğin oluşumunda her birinin az çok belirli roller oynadığı da düşünülmektedir. Gerçekten de köpeklerde var olan bu aşırı çeşitlilik, köpeğin oluşumunu birden fazla canid türünün etkilediği düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Örnek olarak, nobel ödüllü etolog Konrad Lorenz (1954), kitabında bazı köpek ırklarının kurttan, bazılarının da çakaldan türediğini teorize etmiştir. Fakat birçok morfolojik ve davranışsal çalışma, köpeğin çoğunlukla kurt türünden türediği üzerine yönlenmektedir. (Zimen 1981).

Son zamanlarda DNA sekansları üzerine yapılan çalışmalar, temel olarak köpeğin atası sorusuna cevap aramaya yönelik kullanılmaya başlanmıştır. Bu yaklaşımın kullanıldığı çalışmaların tümü köpeğin vahşi dünyadaki akrabasının kurt olduğunu işaret etmektedir.
Mesela, Vila (1997) çeşitli canid türlerinden alınmış mitokondrial DNA (mtDNA) örneklerini test ederek, köpeğin orijinini araştırmıştır.

Bu çalışmada toplam 162 kurt, 27 avrupa, ortadoğu, kuzay amerika ve asya populasyonlarını temsilen, 140 köpek, 67 değişik ırkı temsilen, 5 koyot, 2 altın çakal, 2 karasırtlı çakal ve 8 abyssinian çakal mtDNA sekansları tedarik edilmiştir.
mtDNA, anne ve babadan gelen çekirdek DNA’dan farklı olarak sadece anneden alınmaktadır. Çalışmada mtDNA sekanslarının kullanılmasının sebebi, mtDNA’ların çok hızlı değişim gösteriyor olmasıdır. Bu hızlı evrim göstergesi, köpekler arasındaki farklılaşmayı genetik yapı üzerinden izlemeyi imkan dahilinde kılmaktadır.

Bu çalışma, köpek sekanslarının koyot ve çakalda en az 20 noktada farklılaşma gösterdiğini, kurtta ise daha büyük benzerliklerle beraber, bazı noktalarda hemen hemen eşit olduğunu ortaya çıkartmıştır. Bu durum, kurtun köpeğin muhtemel atası olduğu görüşünü desteklemektedir.

Çalışma aynı zamanda köpeğin evcilleşmesinin tek bir seferde değil, birden fazla sayıda oluştuğu görüşünü ortaya çıkartmıştır. Bazı aynı ırka mesup bireyler arasında gözlemlenen büyük mtDNA farklılıkları da ilginç bir şekilde, modern safkan ırkların ortaya çıkışından önce, evcilleşmiş köpekler arasında aşırı derecede hibridizasyon olduğunu göstermektedir.

Araştırma ekibi, köpeğin atası olarak hangi kurt türünün temel olduğu hususunda bir görüşe ulaşamamıştır. Bunun sebebi olarak belki de günümüzde soyu tükenmiş bir kurt türünün olabileceğini teorize etmişlerdir.

mtDNA üzerine yapılan diğer çalışmalarda, köpeğin atasının kurt olduğu yönünde ve hatta bu evcilleşmenin birden fazla noktada gerçekleştiği düşüncesini destekleyen sonuçlara ulaşmışlardır. Tsuda (1997)

Köpeğin Yaşı

Yukarıda çalışmalarından bahsedilen Vila (1997), aynı çalışma içerisinde köpeğin yaşını tesbit etmeye yönelik, zaman ile değişim sergileyen nükleotid DNA sekanslarını örneklediği “moleküler saat” metodunu kullanarak bazı teoriler ileri sürmüştür. Vila tarafından kullanılan “moleküler saat”, birbirlerinden 1 milyon yıl önce ayrılmış koyot ve kurt türlerinin sekansları üzerine kalibre edilmiştir. Zaman içerisinde değişime uğrayan nükleotid DNA, ortaya koyduğu değişimle zaman dilimlerini örnekleme imkanı vermektedir. Koyot ve kurt DNA’ları arasında oluşmuş farklılıklar, köpeklerin kurtla arasında oluşmuş farklılıklarla mukayese edildiğinde, önceki tahminlerden çok daha farklı bir sonuçla, köpeğin ilk ortaya çıkışının bundan 135.000 yıl önceye dayanabileceği görüşünü ortaya çıkartmıştır. Bu köpeğin yaşı olarak tahmin edilen zaman diliminden çok çok daha geride bir tarihi işaret etmektedir.

135.000 yıl olarak ortaya atılan köpek yaşı, birçok biyolog ve nükleer genetikçi tarafından sorgulanmaya başlanmıştı. (Federoff ve Nowak 1997)

mtDNA sekanslarının zaman içerisinde farklılaşmasının yüksek ve değişken oranlar sergilediği bilindiğinden, köpeğin 100.000 yıldan daha eski bir zaman diliminde evcilleştiği hesabı doğru yapılmış olmayabilirdi.

Köpek ve kurt mtDNA’larındaki farklılaşma oranları, kurt ve koyot mtDNA’larındaki farklılaşma oranlarından farklı olablirdi, çünkü; köpekler yılda iki kere üreyebilmekte, ancak kurt ve koyot yılda sadece bir kere üreme faaliyetinde bulunabilmektedir. Ayrıca köpeğin bir yaşından önce ergenliğe ulaşmasına karşın kurtlar iki yaşından önce üreme gücü kazanamamaktadır.

Köpeğin varoluşunu 135.000 yıllık bir geçmişe bağlayan teori, Savolainen (2002)‘in çok daha geniş köpek ve kurt mtDNA örneklemesiyle yaptığı ve günümüzden 15.000 yıl öncesine dayandığını ileri sürdüğü çalışmayla da ters düşmektedir.

Arkeolojik bulgular da 135.000 yıl gibi bir tarihi desteklememektedir. Bilinen en eski fosil kaynakları, Almanya’da bulunan kemik fragmanlarından, köpeklerin günümüzden 14.000 yıl önce var olduğunu işaret etmektedir. Daha yakın bir dönemde, bazı kalıntılar, bugün İsrail’in olduğu topraklarda 12.000 yıl öncesine dayalı köpek izlerini göstermektedir. Amerika kıtasında Danger Cave, Utah’ta bulunan en eski köpek izleri ise günümüzden 9.000 ila 10.000 yıl eskiyi işaret etmektedir. Ancak, ilk köpeklerin morfolojik olarak kurtları fazlaca andırdığı düşünülürse, çok eski köpek fosillerinin de kurt olarak sınıflandırlmış olması ihtimali de göz ardı edilmemesi gereken bir konudur.

Sonuç olarak köpeklerle ilgili eskiye dayanan kayıtlar oldukça kısıtlıdır. Çoğu paleolitik kazı alanlarında ele geçen köpeksi kalıntılar hem çok az, hemde sağlıklı tanımlama yapılamayacak kadar küçük boyutlardadır.

Köpeklerin insanlarla sosyal ilişkiye erken neolitik dönemlerde başladığına dair hiçbir kuşku yoktur. Buna en kuvvetli delil o dönemde kayalar üzerine çizilmiş resimlerdir. Özellikle güney batı Asya, Irak, Türkiye, azda olsa Afrika, sonraları da İngiltere ve Danimarka da bulunan köpeklerin insanlarla beraber canlandırıldığı avcılık üzerine yapılmış çizimler ve kil gravürlerdir.

Bunlar içinde en ilginç olanları, Irakta bulunan Neolitik kaya resimlerinde insanların geyik avı sırasında kıvrık kuyruklu köpeklerle beraber resmedildiği ve Cezayir’de öküz benzeri bir hayvanın köpekler tarafından çevrildiği sırada bir insanın mızrak atarken resmedildiği kaya çizimleridir.

Köpekler üzerine arkeolojik bulgular paleolitik çağa göre neolitik çağda çok daha anlaşılabilir ve fazla miktardadır. Mesela, İran-Irak arasındaki Jarno dağında bir kazıda MÖ 6600 yıllarına dayanan kalıntılarda, 53 değişik kafatası ve çene kemiği örneği ile kilden yapılmış köpek büstleri bulunmuştur. Dünya genelinde MÖ 5400-4600 tarihleri arasında köpeklerde büyük morfolojik değişiklikler olduğu tesbit edilmiştir. Buna en önemli kanıt, Romanya da bu tarihleri işaret eden köpek kalıntılarının bulunmuş olmasıdır. Yine dünyanın birçok yerlerinde yapılan kazılarda bulunan benzer değişik fiziksel yapıya sahip köpek kalıntıları da bu dönemlerde oluşan değişikliği belirginleştirmektedir. Thurston (1996)

İlk Köpek Nerede Evcilleşti?

Köpek, 15. yüzyıldan önceki dönemlerde bile tüm dünyaya yayılmış ilk evcilleşmiş türdür. Dünya üzerinde inanılmaz şekilde yayılmış olan bir canlıdan “kurt”’tan türemiştir. Bunlar, köpeğin geriye doğru izlerinin takibini, atasını ve çıktığı yeri bulmamızı zorlaştıran gerçeklerdir. Buna köpeğin evcilleşmesinin yeni ve eski dünyada ayrı ayrı birbirinden bağımsız olarak mı, yoksa tek bir yerde mi gerçekleştiği sorusunu da eklediğimizde, cevaplara ulaşmakta o derece zorlaşmaya başlamaktadır. Son zamanlarda moleküler veri sistemi kullanılarak yapılan iki çalışma bu sorulara cevap bulmayı amaçlamaktadır.

Savolainen (2002), çalışmasında 38 avrasya kurdundan ve Avrupa, Asya, Afrika, Kutup Amerikasından 654 köpekten sağladığı 582 çift mtDNA örneğini birbiriyle ilişkilendirerek genetik değişimleri belirledi. Bu yaklaşımın temeli genetik şablonlardaki çeşitliliklerin zaman içerisinde azalacağı düşüncesi üzerine kuruluydu. Bu, ilerleyen soyların genetik çeşitliliklerinin, atalarının genetik çeşitliliklerine göre daha az bir miktarını taşıyacağı anlamını taşımaktaydı. Yani köpek soyu eskidikçe çeşitlilik daha fazla olmalıydı. Bu çalışmada doğu Asya kökenli köpeklerin genetik şablonlarındaki çeşitlilik dünyanın diğer bölgelerindeki köpeklere göre belirgin şekilde fazla çıkıyordu. Bu sonuçlar köpeğin kökeninin doğu Asya olduğu görüşünü ortaya çıkarıyordu.

Morfolojik bazı bulgularda köpeğin ortaya çıktığı yer olarak doğu Asyayı işaret etmektedir. Köpekte var olan, ancak dünya üzerinde Doğu Asya Kurdu dışında hiçbir başka kurt türünde olmayan bir çene özelliği de bu teoriyi desteklemektedir. Olsen ve Olsen (1997)

Savolainen’in çalışmasından ortaya çıkan bir diğer sonuçta, DNA sekanslarından alınan verilerin istatistiksel analizleri 5 belirgin farklı kademeyi göstermektedir. Bu da bize köpeklerin temel olarak en az 5 farklı dişi kurt soyundan geldiğini ifade etmektedir.

Köpeğin evcilleşmesinin eski ve yeni dünyada ayrı ayrı gerçekleşip gerçekleşmediği husundaki sorulara da yine moleküler veri sistemleri kullanılarak cevap aranmaya çalışılmıştır.

Leonard (2002) Meksika, Peru ve Bolivyada yapılan kazılarda bulunan 37 köpek kemiğinden DNA çıkarımı yaptı. Kalıntıların tümü Kristof Colomb’un kıtaya gelmesinden çok önceki tarihlere dayanmaktaydı. Deneyde örneklemeye kuzey Amerika kıtasının eski köpekleri de kullanıldı. Antik Latin Amerikan köpek DNA sekansları, modern dünyanın yeni ırklarıyla ve gri kurt örnekleriyle karşılaştırıldı. Yapılan çalışmanın sonucunda Latin Amerika Köpeklerinin, avrasya gri kurduna ve avrasya köpeklerine, kuzey Amerika gri kurduna olmadıkları kadar yakın oldukları anlaşıldı. Bu sonuç, kuzey Amerika köpeklerinin avrasya gri kurtlarının soyundan geliyor olduğu düşüncesini ortaya koydu.

Ancak, kalıntıların toplandığı bölgelerde kurt nufusu ya çok az, yada tamamen tükenmiş durumdaydı. DNA analizi için toplanan diğer köpek kalıntıları ise Alaska bölgesinden sağlanmıştı. Bu köpek kalıntıları yaş olarak Amerika kıtasında Avrupalıların kolonize olarak yerleşmeye başladığı dönemden sonraki tarihleri işaret etse de, Avrupalıların Alaskaya ulaşmasından çok önceki bir geçmişe sahipti. Dolayısıyla incelemeye alınan köpek kemiklerinin doğrudan Kuzey Amerika köpeklerine ait olduğunu söylemek yanlış olmaz. İncelenen 11 örnekte 8 farklı sekansa rastlandı, bunları 5 tanesi doğrudan bu köpeklere özgü sekanslardı. Latin Amerika köpeklerinde olduğu durumun bir benzeri de burada ortaya çıkmıştı. Analizler sonucunda, Alaska köpekleri önceden düşünüldüğü gibi Kuzey Amerika Kurtlarının değil Avrasya Kurtlarının soyundan gelmekteydi.

Çalışmaların sonuçları hem eski hemde modern köpeklerin soylarının eski dünya kurt soylarına dayandığını göstermesi, günümüzden 12.000 ila 14.000 yıl önce Amerika kıtasında yerleşmeye başlayan insanların beraberlerinde bir şekilde köpeklerini de getirdikleri tezini ortaya çıkartmaktadır. Bununla beraber, köpeğin evcilleşmesinin de iki ayrı dünyada farklı şekillerde değil, sadece eski dünyada gerçekleştiği ve yeni dünyaya yayıldığı düşüncesini desteklemektedir.

Eğer köpekler günümüzden 12.000 ila 14.000 yıl önce ortaya çıktılarsa, tüm dünyaya yayılmaları çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşmiş olmalıydı. Antik köpek kalıntılarında yapılan mtDNA çalışmaları, Amerika kıtasına getirilen avrasya köpeklerinin, kıtaya geldikleri dönemde bile çoktan büyük genetik değişiklikleri geçirmiş olduklarını göstermesidir.

Bu çalışma ve analizlerden çıkan diğer ilginç bir sonuçta, antik Kuzey Amerika köpeklerinin bazılarında, günümüzde var olan 350 den fazla ırkın hiçbirinde bulunmayan değişik mtDNA sekanslarının var olduğunun anlaşılmasıdır. Bu farklılık bilimadamları tarafından, Kuzey Amerika köpeklerinin eski dünya köpekleriyle hibridlenmesi sonucu ortadan kalkarak yerlerini eski dünya köpeklerine bırakmaları olarak açıklanmaktadır. Günümüzde Mexican Hairless (Xoloitzcuintli) olarak bilinen ırk üzerinde yapılan çalışmaların sonuçları da, bu görüşü destekler niteliktedir. Vila (1997) Bu ırkın Meksikadaki varlığı 2000 yıldır bilinmektedir, fakat ırkın günümüz bireylerinde yapılan mtDNA analizlerinde, eski dünya köpekleriyle mukayese edilen sekanslar arasında belli belirsiz farklar gözlemlenebilmektedir. Bu veriler ırkın, geçmiş dönemlerde avrupalı köpeklerle yoğun bir şekilde hibritleştirildiği sonucunu vermektedir.

Evcilleştirme İşlemi

Günümüzde köpeklerin Avrasya Gri Kurdundan türediği ve doğu Asya’da konuşlandığı görüşü genel kabul görmektedir. Her nekadar bazı genetik çalışmalar köpeğin kurttan 135.000 yıl gibi eski bir zamanda ayrıldığı bilgisini verse de, bildiğimiz köpek 14.000 senelik yaşıyla yeni ve genç bir türdür. Köpek kurdun yakın akrabası olarak sahip olduğu davranışsal ve fiziksel benzerliklerin yanısıra, yapısında çeşitli yönlerden de büyük farklılıklar gösterir. Bunların en belirgin ve yaygın olarak bilinenleri, parçalı renklere sahip kürkler, düşük kulaklar ve yukarıya kıvrık kuyruk yapısıdır. Bunların dışında kurtlarda hem erkek, hemde dişi mevsimsel üreme yeteneğine sahiptir. Ancak köpekler mevsimsel üremezler, bazı istisnalar hariç, dişi köpekler yılda iki kez üreme yeteneğine sahiptir. Erkek köpekler ise yıl boyu üretkendirler. Köpeklerin kafatası boyları da vücutlarına oranlandığında, kurtlarınkine göre oldukça küçüktür.

Burada ilginç olan, yukarıdaki örnekte bahsi geçen değişikliklerin hiçbirisinin insan tarafından özellikle seçilmiş olmamasıdır. Aynı Belyaev’in uysal tilkileri seçerek birbiriyle eşleştirmesi sonucu ulaştığı durumun bir benzeridir. İnsanlar büyük ihtimalle kendilerine yaklaşan köpekleri beraberlerinde tutmak istemişlerdir. Yani başlangıçtaki ana düşünce uysal köpeklere sahip olmak şeklinde açıklanabilir.

Köpeklerde davranışların neredeyse tümünü beyindeki neurotransmitter adı verilen sinir hücreleri şekillendirir. Bu hücreleri harekete geçiren ise hormonlarıdır. Yapılan deneylerde, tilkilerdeki hormon salgısının artmasıyla hareketliliğin artışında bir doğru orantı gözlemlenmiştir. Belyaev’in tilkiler üzerinde yaptığı çalışmada, uysallaştırılmış tilkilerin kan değerlerinde, çiftlikteki diğer uysal olmayan tilkilerin kan değerlerine göre gözle görülür farklılıklar tesbit edilmiştir. Uysal hayvanların kanında tesbit edilen düşük corticosteroid’e karşılık, yine uysal hayvanlarda beyindeki serotonin maddesi, diğer kontrol grubu olan uysallaşmamış bireylerin beyninde bulunandan çok daha yüksek değerlerde tesbit edilmiştir. Bu kimyasal farklılıklar hayvanların davranışlarını şekillendirdiği gibi, fiziksel yapılarında da zaman içerisinde değişikliğe sebep olmaktadır.

Evcilleştirilmiş tilkilerle vahşi tilkiler arasındaki farklılaşmalar, evcil köpekle vahşi kurt arasındaki farklılaşmalarla büyük benzerlikler gösterir. Parçalı renkli kürk, düşük kulak ve yukarı kıvrık kuyruk benzerliklerinin yanısıra, evcilleşen tilki ve kurtlar, aynı köpekler gibi gözlerini daha erken açmaya, dış etkenlere daha erken cevap vermeye başlarlar. Evcilleşen hayvanların sosyal ortama adaptasyonunu sağlayan bu süre de evcil olmayanlara göre üç veya dört kat uzamaktadır. Kurt ve tilkilerde sosyalizasyon penceresi üç hafta sonunda kapanırken bu köpeklerde ırkına göre sekiz ila oniki haftayı bulabilmektedir.

Birçok araştırmacı, köpekleri paedeomorphic (yetişkin olduğu halde, erişkin olmayan köpek karakteristiği sergileyen) kurtlar olarak da varsayar. Mesela, düşük kulaklar bazı ırk köpeklerde var olan paedeomorphic özellikler olarak düşünülebilir. Çünkü, kurt yavruları da dünyaya düşük kulaklı olarak gelirler. Ancak doğumdan kısa bir süre sonra kulakları dikleşmeye başlar. Hatta dik kulaklı ırklar olan Husky ve Alman Çoban Köpeklerinde bile kulaklar doğumdan bir süre sonra dikleşmeye başlar. Yetişkin kurtların kuyrukları düz ve yeri gösteren bir açıda konumlanmıştır, ancak yavrular belli bir yaşa gelene kadar, kuyruklarını dik yada, sırtlarının üzerine kıvrılacak şekilde tutarlar.

Evcil köpeğin havlaması da başka bir paedeomorphic davranış biçimidir. Yetişkin kurtlar, nadiren de olsa uyarı amaçlı olarak havlarlar. Ancak, yavru kurtlarda havlama sık ve uzun olarak gerçekleşir. Köpeklerin kafatası gelişimi de kurtlarınkinden farklı bir süreç izler, köpeklerde kafatası, yavru dört aylık olduğunda gelişim hızı çok düşer. Ancak kurtlarda hızlı gelişim sekinci aylara kadar devam eder. Bu nedenle de kurtlardaki kafatasının vücuda oranı, köpeklerin kafatası vücut oranlarından daha büyüktür.

Suni Seleksiyon mu? Yoksa Doğal Seleksiyon mu?

Bugün, insanların köpekleri çeşitli davranışları yada çoğunlukla görünüşleri için seçerek ürettikleri bilindiğinden, köpeğin evriminin suni seleksiyon yoluyla şekillendiği açıktır. Çoğu zaman, insanların kurt yavrularını inlerinden alarak uysallaştırdıkları ve bu yavruları yine uysal kurtlarla eşleştirmek suretiyle, evcil köpeğe ulaşıldığı varsayımı ileri sürülmüştür. Bu meseledeki en büyük sıkıntı arkeolojik verilerin, köpeğin kurttan nasıl türediğine dair yeterli kanıt sunamıyor olması ve beraberinde, köpeklerin insanlarla neden ve nasıl ilişkiye başladığının bilinmemesi de önemli bir etkendir.

Son yıllarda köpeklerin doğal seleksiyon neticesinde nasıl ortaya çıktğının anlatıldığı bazı senaryolar Coppinger (2000) ve Budanski (2000) detaylarıyla anlatılmaktadır. Bu senaryolara göre, palaeolithic ve neolithic çağda yaşayan insanların kurt yavrularını pet olarak yanlarına almış olmaları mümkün değildir. Kurt yavrularının büyütülmesi son derece zor ve zaman isteyen bir iştir. Kurt yavrularının insana alışabilmesi için on günlük olmadan sahiplenilmesi gerekmektedir. On günlük bir yavrunun yaşayabilmesi içinde ancak emzirilmesi gerekmektedir. Büyüyecek yavruların tutulacağı kafeslerinde bu dönemin insanları tarafından yapılması mümkün değildir. Kaldı ki evcilleştirmenin ortaya çıkabilmesi için çok sayıda kurt yavrusuna ve yıllarca sürdürülmesi gereken bir üretim programına ihtiyaç vardır. Günümüz imkanlarında dahi zor olan bu uğraşın neolitik dönem insanları tarafından gerçekleştirilebilmiş olması mümkün görünmemektedir.

Öyleyse köpek doğal seleksiyon sonucu mu ortaya çıkmıştır? Köpeğin doğal seleksiyon sonucu ortaya çıktığını savunan görüş, insanların yaşam tarzlarındaki değişikliklerin çevreye olan etkisini vurgulamaktadır. Göçebe yaşamdan, yerleşik düzene geçen insanlar, yaşadıkları çevrede de değişikliklere sebep olmuş, bıraktıkları her türlü atık vahşi yaşamdaki canlıların dikkatini çekmiştir. Ancak doğal yaşamda avcı konumunda yaşayan birçok canlı için insan faktörüne yakın yerlerde beslenebilmek kolay bir durum değildir. Zaman içerisinde, insanların sağladığı bu besinlerden ürkekliklerini yenen bireyler faydalanmaya başladılar. İnsan artıklarıyla beslenen ve avcı konumundan çöpçü konumuna geçen bu hayvanlar, ortaya çıkan bu yeni duruma uyum sağladıkça, davranışlarıyla beraber fiziksel değişikliklere de uğramaya başladılar. İşte bu hayvanlar doğal seleksiyon yoluyla ortaya çıkan ve belki de günümüz ırklarının atası olan “proto-köpekler” di.

Sonuç

Köpek, gri kurdun yakın akrabası, tarihte 135.000 ila 14.000 yıl arasında bir zaman diliminde kurttan ayrılmış, ve dünyanın en eski evcili. Moleküler belirtiler eski tarihi, arkeolojik bulgular yeni tarihi desteklese de, orijini Asyadan başlayıp tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmış ve tek sefer ve noktadan daha fazla sayıda evcilleşme sürecine girmiştir.

Köpeklerdeki çeşitliliğin çoğu insanlar tarafından, uysallık özellikleri için seçilmiş olmaktan kaynaklanmaktadır. Dr. Belyaev’in çiftlikteki tilkiler üzerine yaptığı çalışma, vahşi hayvanların bünyelerinde uysallaşma ile birlikte oluşan kimyasal değişiklikleri ve bu değişikliklerin hayvanların fizyolojisi üzerindeki etkilerini gözler önüne sermiştir.

Yaygın olarak köpeklerin suni seçilim yoluyla ortaya çıktığı söylense de, doğal seçilim yoluyla, insanların hiçbir müdahalesi olmadan, sadece yarattıkları yeni yaşam tarzına ayak uydurarak var olmuş bu canlı, günümüzde de insanla olan derin iletişimini artırarak sürdürmektedir.

Jessie Zgurski


Çeviri
“The Man & His Doggies”

 

 

 

 

 

  • GeriDön  AnaSayfa